AVRUPA’NIN ‘’EN BÜYÜLEYİCİ’’ 5 ŞATOSU

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Yüksek kuleleri, ihtişamlı mimarileri, özenle tasarlanmış bahçeleri ve gerek romantik gerek dramatik ama her zaman ilgi çekici hikâyeleriyle şatolar, hayallerini kurduğumuz büyülü dünyaya adım atmamıza olanak sağlıyor. Dünyanın her bölgesinde bulunan birbirinden güzel bu yapılar ziyaretçilerine masalsı bir deneyim vadediyor.
Biz de sizleri bu masala davet ederek Avrupa’nın ‘’en büyüleyici’’ 5 şatosunu derledik;


Neuschwanstein Şatosu, ALMANYA
Almanya’nın masalsı şehri Füssen’in, Hohenschwangau kasabasında dik bir yamaçta bulunan şato, Bavyera Kralı II. Ludwig tarafından 19. yüzyılda inşa edilmiş. Şatonun neden Disney’e ilham kaynağı olduğunu anlamak zor değil. Büyüleyici manzarası, neo-romantizm stili mimarisi, beyaz kireçtaşı cephesi ve masmavi kuleleriyle adeta gerçeklikten sıyrılarak yeni bir masal dünyasına kapı aralıyor.
Walt Disney’in logosuna ilham veren ve film klasiklerinden Külkedisi’nin şatosuna model olan yapının hikâyesi ise biraz hüzünlü. Ludwig Ortaçağ Almanyası’na ve Wagner’e, takıntılı denebilecek derecede hayranlığı ile bilinirmiş. Aslında şatonun yapımında planladığı da, yaşamak istediği Ortaçağ krallığı için alternatif bir gerçeklik. Fakat işler onun için pek de yolunda gitmemiş ve gereksiz harcamalar yaptığı gerekçesiyle Starnberg Gölü yakınında bulunan Berg Kalesi’ne hapsedilmiş ve daha sonra göl kenarında ölü bulunmuş.
Şatonun her köşesinde ünlü Alman besteci Wagner’in etkilerini görmek mümkün. Bestecinin operalarından ilham alınarak tasarlanmış seyir alanı ve bir opera sahnesi, duvarlarda ise yine operalarından pasajlar bulunuyor.


Chambord Şatosu, FRANSA
16. yüzyılın 2. yarısında Kral I. François’in av köşkü olarak inşa ettirdiği bu ihtişamlı şato Fransa’nın Loire bölgesinde, Blois şehrinin 15 kilometre doğusunda bulunuyor. Fransız Rönesans’ının en büyüleyici örneklerinden olan yapı aynı zamanda Loire Vadisi’ndeki en büyük şato.
Bu çarpıcı ve zarif yapı, dört yuvarlak kuleli merkezi kale, içerisinde bulunan 440 oda, 365 baca, 282 şömine ve şatonun etrafını çevreleyen 32 km’lik bir duvardan oluşuyor. Av rezervi olarak planlanmış olması nedeniyle Avrupa’nın en büyük kapalı ormanlık alanı olma niteliğini taşıyor. Hepsinden öte dikkatleri çeken bir unsur var ki o da şatonun içinde bulunan ünlü çift sarmal merdiveni. Dahice düşünülmüş bu eşsiz yapının Leonarda Da Vinci’nin yaratısı olduğu düşünülüyor fakat bu teori henüz kesinleşmiş değil.
Bütün uğraşlara ve sonuçlanan muhteşem yapıya rağmen şato, Kral I. François’in arada uğradığı bir yer olmaktan ileri gitmemiş. 32 yıl süren hükümdarlığı boyunca şatoda toplamda yalnızca 42 gün kalmış. Şato daha sonraları ise çeşitli amaçlarla kullanılmış. Hatta II. Dünya savaşı sırasında Hitler’den kaçırılan eserler (özellikle Louvre Müzesinden) burada saklanmış. Eserler arasında ünlü tablo Mona Lisa’da varmış.

Landscape with medieval Bran castle known for the myth of Dracula at sunset, Brasov landmark, Transylvania, Romania, Europe

Bran Kalesi, ROMANYA
Bran Kalesi, nam-ı diğer Dracula’nın Şatosu, Romanya’nın Braşov kentinin yakınında bulunuyor. Kasvetli gotik yapı, hareketli tarihine karşın Dracula ile dünyaca üne kavuşmadan önce tarihte çok da önemli bir yere sahip olmamış gibi görünüyor. Üstelik ünlü roman Dracula’nın yazarı Bram Stocker daha önce hiç Romanya’da bulunmamış ve romanı yazarken kaleden bilgisi var mıydı bilinmiyor. Dracula’ya ilham olan III. Vlad Tepeş (Kazıklı Voyvoda) ise bu kalede yaşamamış bile, yalnızca birkaç kez geçerek kısa süreli konaklamalarda bulunmuş. Yine de kale, Dracula’nın Şatosu olarak ünlenmiş bir kere… Gelin tarihine bir göz atalım.
Kalenin ilk olarak 1212 yılında Titan Şövalyeleri tarafından tahtadan inşa edildiği, 1242 yılında ise Moğollar tarafından yıkıldığı biliniyor. 1388 yılında Braşov Saksonları Bran şehrini Osmanlı’ya karşı korumak için yeniden inşa etmiş. Daha sonraları Eflak ve Erdel Prensliği (Transilvanya) arasındaki Bran Geçidi’nde gümrük noktası olarak kullanılmış. 1500’lü yıllarda ise Macar krallığından Braşov kenti himayesine geçerek 20.yüzyıla kadar askeri amaçla kullanılmaya devam edilmiş. 1918’den sonra Transilvanya’nın Büyük Romanya’nın bir parçası haline gelmesiyle Kraliçe Maria’nın gözde ikameti olmuş ve 1947’de monarşi devrilene kadar bu böyle devam etmiş. 1957’de müze olarak ziyarete açılmış. Nihayetinde ise 2009 yılında yeniden kraliyet ailesine iade edilmiş. Günümüzde ise müze olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

Segovia, Spain at the Alcazar.

(Alcázar de Segovia) Segovia Şatosu, İSPANYA
Disney şatolarının bir başka ilham kaynağı olan Segovia Şatosu, İspanya’nın Kastilya Leon bölgesinde, Segovia şehrinin yakınlarında yer alıyor. Guadarrama dağlarının yakınındaki iki nehrin birleştiği bir kayalık üzerine kurulmuş enfes manzarası ile nefes kesici bir Ortaçağ mimarisi. Günümüzde gördüğümüz yapının orjinali 1862’de çıkan bir yangın sonucu büyük ölçüde zarar görmüş fakat orijinal mimariye sadık kalınarak restore edilmiş. Birçok İspanyol kralının burada yaşamış olması ve ihtişamlı görünümü nedeniyle İspanya’nın en ünlü şatolarından biri.
Yapı yıllar içerisinde pek çok amaca hizmet etmiş. Başta kale olarak inşa edilse de uzun yıllar kraliyet sarayı olarak kullanılmış. Daha sonrasında devlet hapishanesi, Kraliyet Topçu Koleji ve askeri akademi olarak en son günümüzdeki haline ulaşmış. Şu anda müze ve askeri arşiv binası olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Ayrıca tasarımı ve silüeti, Walt Disney’in 1937 yapımı animasyon klasiği Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’e ilham olmuş ve 1967 yapımı müzikal filmi Camelot’ta yer almış.


Hohenwerfen Şatosu, AVUSTURYA
11.yüzyılda bir savunma mevkii olarak Salzburg Başpiskoposu Gebhard tarafından inşa edilen şato, Salzburg’un yaklaşık 40 km güneyinde Salzach Nehri vadisinde bulunuyor. Etrafının Berchtesgaden Alpleri ve bitişik Tennen Dağları ile çevrili olması ve 155 m yüksekliğindeki kayalıkların üzerine kurulması, bu görkemli yapıya birçok avantaj kazandırıyor. Hâkimiyet gücü, güvenliği, en önemlisi ise olağanüstü ve eşsiz manzarası…
Yapının inşasının ilk amacı askeri olsa da, daha sonraları han, malikane ve güvenliği nedeniyle hapishane olarak da kullanılmış. İşkence odaları şato içindeki pek çok yerle beraber ziyaret edilebiliyor. Ayrıca; masal yürüyüşleri, eski silah sergileri, tiyatro gösterimleri, tematik ortaçağ etkinlikleri, günlük özel şahin gösterileri gibi sayısız etkinliğe ev sahipliği yaparak ziyaretçilerine keyifli ve unutulmaz anlar vadediyor.

Paylaş.

Yorumlar Kapalı